TEKKE HAYATIN İÇİNDEYDİ   
Prof. Dr. Baha TANMAN
   
Prof. Dr. Baha TANMAN

İstanbul’da 1952’de doğan Prof. Dr. Baha Tanman, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Yüksek Okulunu 1975’te bitirdi. Doktorasını, “İstanbul Tekkelerinin Mimari ve Süsleme Özellikleri Tipoloji Denemeleri” adıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk ve İslâm Sanatı Anabilim Dalında tamamlayan Tanman, 1997’de de Prof. unvanını aldı. Halen İstanbul Üniversitesi Türk ve İslâm Sanatı Anabilim Dalı Başkanlığı görevine devam eden Tanman; başta “Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi” (211 madde) olmak üzere, TDV İslâm Ansiklopedisi’ne (78 madde) makaleler yazdı. Makale, konferans ve bilimsel yayınlarla Türk ve İslâm sanatları ve mimarisi alanında engin bilgisi ve kültürü ile son derece önemli çalışmalar ortaya koyan Prof. Dr. Tanman ile tekke muhitini ve tekkelerin mimari özelliklerini konuştuk.

Osmanlı insanın mistik dünyası kent dokusuna,

tekke mimarisine ve hayatına nasıl yansımıştır?

Osmanlı insanını manevî dünyasında, dinî hayatında

mistik boyutun çok güçlü olması İstanbul’un dokusuna

tekke sayısının çok kabarık olması şeklinde yansımıştır.

Kanaatimce İslâm dünyasında, İstanbul kadar, çok

sayıda tarikat yapısına sahip başka bir kent yok. Belki

Memlûk dönemimin Kahire’si rekabet edebilir ama yine

de İstanbul’un gerisinde kalır. İstanbul’daki tekke sayısı

zaman içinde değişiyor: 18. yüzyılın sonlarında 200’den

fazla, 19. yüzyılda 300’ü aşıyor. Yalnız bütün tekkeleri

tam teşekküllü, bütün mimarî unsurlarıyla inşa edilmiş

olarak görmemek lazım. Bunların içinde külliye diyebileceğimiz

çok gelişmiş yapı toplulukları olduğu gibi, iki

üç odalı ahşap küçük bir evden ibaret olanları da var. Ev

görünümlü, hatta bazıları evden bozma küçük zaviyeler

bunlar. Yine mescid-tekke ya da cami-tekke olarak çift

işlevli olarak kullanılanları da var. Bunlar mahalle dokusu

içinde çift işlevli yapılar. Ama sonuçta, tasavvufî

hayatın bilfiil yaşandığı, farklı tarikatların temsil edildiği,

tarikat kollarının temsil edildiği mekânlar olarak 300’den

fazla yapı var sur içi İstanbul’unda, Eyüp, Galata ve

Üsküdar’da. Bu inanılmaz bir rakamdır. Diğer İslâm toplumlarında,

kültürlerinde bu kadar çok sayıda tekke yok.

Tasavvufî hayatın çok büyük isimlerinin yetişmiş olduğu

kentler var: Bağdat, Nişabur, Buhara, Semerkant,

Kahire… Oralarda entelektüel düzeyi çok yüksek bir

tasavvufî hayat yaşanmış ama tasavvufun tarikatlar şeklinde

teşkilatlanmış boyutu gündelik hayatın içine bu

denli girmiş değil. Bizim, Osmanlı dünyasının özelliğidir

bu; tekke, tasavvuf gündelik hayatın içindedir. Bizatihî

tasavvufî hayatın yanı sıra doğrudan onunla ilişkili olmayan

birtakım toplumsal işlevler de bu kurumla ilintili

kılınmıştır. O da bize has bir hal gibidir. Mesela Güreşçiler

Tekkesi ve Okçular Tekkesi. Sonuçta

güreşçilik ve okçuluk İslâm dünyasında

hemen her yerinde var olan spor faaliyetleridir.

Ama bunların bir tekke disiplini ve

tasavvufî terbiye içinde öğretilmesi bize

mahsustur. Spor hayatıyla tekkenin ne ilişkisi

olabilir? Ama var. Okçular Tekkesi ile

Güreşçiler Tekkesi, klâsik mânâda derviş

yetiştiren bir yer değil ama yine de tekke

şeklinde örgütlenmiş, şeyhi olan, kendine

göre törenleri olan tesisler.

Ayrıca hiç incelenmemiş başka bir konu var: toplumun

teferrüç ihtiyacını karşılayan birtakım mesireler var; bu

mesirelerde tekkeler kuruluyor ve bu tekkelerin vazifesi

o mesireye gelen insanlara hizmet sunmak. Yemek,

içmek, oranın temizliğini, asayişini temin etmek gibi.

Bunun çok tipik bir örneği Akbaba Tekkesi’dir. Evliya

Çelebi bu mesire-tekkeden söz eder. Beykoz’un arkasında,

bugün hâlâ mesire niteliğini koruyor. Kuruluşu

İstanbul’un fethine kadar uzanıyor. Sütlüce sırtlarında da

iki mesire tekkesinin varlığı tespit edilebiliyor: Caferâbâd

ve Hasanâbâd. Evliya Çelebi bahsediyor bunlardan.

Haliç’in manzarasına hâkim, etrafı kırlık olan keyifli yerler.

Sütlüce o zaman Osmanlı elitinin, Sokulluzâdelerin

ve Ebussudzâdelerin yaşadığı bir semt. Bunun daha

erken tarihli bir örneğini Karamanoğlu döneminde görüyoruz,

Konya’nın Meram mesiresinde bir zaviye var.

O zaviyenin mensupları mesireye bakmakla ve insanlara

hizmetle yükümlü. Tekke hayatın her boyutunda karşımıza

çıkıyor.

FATİH: MUAZZAM MEDRESE VE TEKKE

KOMPLEKSİ

Tekkelerin şehir içindeki dağılımı hakkında neler

söylersiniz? Örneğin ilmiye sınıfının merkezi olan

Süleymaniye çevresinde tekke bulunmamasını nasıl

açıklamak gerekir?

İstanbul’da tekkelerin görece az bulunduğu kesimler

gayrimüslim mahalleleriyle Kapalıçarşı’dan Haliç kıyısına

kadar inen, ticaret ve zanaat faaliyetinin yoğunlaştığı

yamaçtır. Birbirine eklemlenmiş hanlar, çarşılarla

doludur bu yamaç. Buralar gündüz yoğun bir ticaret ve

zanaat faaliyetine sahne oluyor, akşam ezanından sonra

kimse kalmıyor, ikamet edilen semtler değil. Çok azdır

burada tekke, Eminönü’nde bir tane var bildiğimiz kadarıyla:

Şeyh Mehmed Geylânî (Arpacılar) Tekkesi.

Süleymaniye’de tekkelerin az olmasının sebebi,

ilmiye sınıfı ile tarikatlar arasında belirli bir

mesafe olduğundan oraya pek sokulmadılar

şeklinde yorumlanabilir. Ama unutmayalım

ki 1826’ya kadar, yani Yeniçeri Ocağı’nın lağvedilişi

ve bugünkü İstanbul Müftülüğü’nün

bulunduğu yerde, Yeniçeri Ağası’nın resmi

ikametgâhı olan Ağakapısı’nın Bâb-ı

Meşihat’a yani Şeyhülislâmlık makamına

verilmesinden önce Süleymaniye özellikle

ulema semti değildi.


Bu yazı 1292 kez okundu
Bu Yazının 1. bölümünü okudunuz. [Bölüm 1]   [Bölüm 2]   [Bölüm 3]
Mayıs 2012 Sayısının Di?er Yazıları:
• Tekkeler, Ah Tekkeler! (Rasim ÖZDENÖREN)
• İslâm Medeniyetinin Tekkesine Giriş (Prof. Dr. Mustafa KARA)
• “TEKKELER ZAHİREN SEDDOLUNDULAR” (Yunus Emre ALTUNTAŞ)
• Millî Mücadeleye Giren Tekke (Doç. Dr. Hülya KÜÇÜK)
• “MANEVî ZENGiNLiK VAR” (Ömer Tuğrul İNANÇER)
• Tekkeler Tedavi Merkezidir (Mustafa ÖZDAMAR)
• DAĞARCIK: Cennete Gönderilen Yoğurt (Yenidünya Editör)
• Tekkelerde Yemek Kültürü Nasıldı? (Prof. Dr. Necdet TOSUN)
• BİR DEVLET KURUMLARIYLA YÜKSELİR (Dr. Fatih KÖSE)
• Elif Efendi Tekkesi (Osman ALPEREN)
• Yahyalı’da Bir Hak Kapısı (Hamdi BOYDAK)
• SIRAT-I MÜSTAKİM İTİDALDEN İBARETTİR (Mahmud Sami RAMAZANOĞLU(k.s.))
• HAMD VARLIKTA DA DARLIKTA DA EDİLİR (Kalemdar .)
• İlim İrfan Merkezleri: Tekkeler (Alemdar .)
• Kur’ân’ın Düşünce Dünyamızı İnşa ve İhya Etmesi (Prof. Dr. Ali AKPINAR)
• Peygamber Efendimizin (sav) Medine’deki Eğitim Çalışmaları (Prof. Dr. Halit ELYAS)
• YUNUS'UN GÖNLÜNE TERCÜMAN OLMAK (Bilal KEMİKLİ)
• Yer Gök Medeniyet (Nidayi SEVİM)
• MUS’AB BiN UMEYR (Ömer DÖNGELOĞLU)
• Ne Yediğinizi Biliyor musunuz? (Mehmet Ali BULUT)
• DUALARIMIZ NİYE KABUL OLMUYOR? (Yenidünya Editör)
• Hayrı ve Sabrı Tavsiye Eden Eğitim (Zeki BULDUK)
• Âkif’ten Muhammed İkbal’e Kısa Bir Yolculuk (Hüseyin AKIN)
• POPÜLER OLMAK BANA KORKUNÇ GELİYOR (İbrahim Tenekeci) (Osman TOPRAK)
• BEN BU UMREDE HAYRETLER GÖRDÜM! (Mahmut BIYIKLI)
• Hakikat İlminin Şehri HZ. Muhammed S.A.V. (Yenidünya Editör)
• Yaşayan Hatıralar’a anlamlı Ödül! (Yenidünya Editör)
• Beklenen kitaplar çıktı! (Yenidünya Editör)
• Bir sûfînin günlüğü (Yenidünya Editör)
• Aksaray’da Kutlu Heyecan! (Yenidünya Editör)
• Tasavvuf okulu başladı (Yenidünya Editör)

Son Sayıyı Okumak için Giriş Yapınız

veya bu ayki aktivasyon kodunu giriniz. Bu nedir?
Tamam
 

Seyr FM

 

Her Ay 3 Dergi Birden...