|
Ruh Kirlenmesi
2007 - Haziran
Rasim Özdenören

1. Sayfa
Başlıkta kullandığım deyim Ersin Gürdoğan'a ait. Çevre konularına Türkiye'de dikkat çeken ilk birkaç kişiden biri olan Ersin Gürdoğan fizik çev¬remizin kirlenmesi kadar, hatta ondan çok insanın kirlenmesinden ürkmemiz gerektiğini belirtiyor. Çünkü diyor, çevrenin kirlenmesinden de sorum¬lu olan insanın bizzat kendisidir: "Yeryüzü bir baş¬tan ötekine kirlenirken, gözden kaçırılan sorumlu, endüstriden önce insandır. Tüm kirlenmeler önce-likle insandan kaynaklanmaktadır. İnsanı kirleten de ideolojilerdir. Endüstri artıkları çevreyi, ideolojiler ise ruhu kirletirler." (Ersin Gürdoğan, Teknolojinin Öte¬si, İz. Y. İst. 1991, s. 50).
Yeryüzünde ruh kirlenmesine duçar olmuş insan¬ların yoğunlukla yaşadığı bölgelerse, gezegenimi¬zin batı kesimine düşüyor. Batı medeniyetinin ön-gördüğü yaşama tarzı, bu bölgelerde yaşayan in¬sanlara, belki bizzat kendilerinin farkına varamadık¬ları, fakat toplumsal bir fenomen halinde farkına va¬rılan ve yaşanan klinik bir vaka olarak kendini gös¬teriyor.
Batı dünyasında yaşayan insanların dünyanın başka bölgelerine yansıyan bir yüzleri varsa, bir de dışarıya yansımayan, fakat kendi içlerinde kalan ve kendilerini için için kemiren bir başka yüzleri var. Batı insanının dünyanın başka yerlerine yansıyan "başarılarını" ilim ve teknik kelimeleriyle özetleye-biliriz. Bu iki kelime aynı zamanda bu insanlara gıp¬ta edilmesine de yol açan modern büyüler haline gelmiştir. Fakat Batı insanının uğradığı söylenen ruh kirlenmesinin kaynağı da gene bu iki kelime ile özet-lenebilecektir, diye düşünüyorum. (Bizim, "ilim”den ne anladığımız konusu başka bir bahistir.)
Eğer çağdaş insanın ruhunun kirlendiğinden söz açıyorsak, bu kirlenmenin arazlarını (belirtilerini) da ortaya koymalıyız. Burada bazı genellemeler yapa¬bileceğimizi sanıyorum:
>>Bu insanda, öncelikle belirleyebileceğimiz özel¬lik onun istikbal kaygısıdır. Bu insan, ne olacağım, bana ne yapacaklar, yarınım ne olacak, rızkımı na¬sıl emniyet altına alabilirim biçiminde dışlaşan en¬dişeler içindedir. Bu endişeler normal insanın du-yabileceği sınırları aşmakta ve hastalık haline dö¬nüşmektedir...
>>Bu insan, aynı zamanda çevreyle ilişkisi kop¬muş, yalnız, yabancılaşmış, bağsız, bağlantısız bir görüntü sergilemektedir. Can sıkıntısı, bezginlik, yıl¬gınlık, umutsuzluk, alkolizm, erken bunama, me¬lankoli, şizofreni gibi hastalıkların Batı dünyasında yaygın akıl ve ruh hastalıkları olduğu bilinmektedir. Ve bu hastalıklarla nasıl başa çıkılabileceği husu¬sunda kimsenin fikri yoktur.
>>Kontroseptivler (doğum kontrol hapları) yaygın biçimde kullanılmasına rağmen evlilik dışı doğum¬lar önlenemiyor ve evlilik dışı doğumlar ülkelerin ba¬şına dert olmaya devam ediyor. Bununla ilişkili ola¬rak çocuk yaşta anne olanların sayısı hükümetleri endişelendiriyor.
>>Sifilis (frengi), gonore, herpes, klamidya gibi zührevî hastalıklar ve AIDS giderek salgın hale ge¬liyor.
>>Çocuklar, bu hayatın bedelini ödemekten geri durmuyor. Anne veya babanın alkolik olmasının be¬delini sakat doğarak ödedikleri gibi, aile içi geçim¬sizlikler de çocukların feci biçimde dövülmelerine yol açıyor. Ayrıca çocuklara karşı işlenen cinsel sal¬dırılar ürkütücü boyutlara ulaşıyor.
>>Nesneleştirilen kadın, kendini, "feminist" ide¬oloji kalkanının arkasına sığınarak savunmaya gi¬rişiyor, fakat burada da erkeğinin zinasına zina ile karşılık vermeyi hak olarak görmeyi çare sanan bir açmaza düşüyor. Kadın özgürlüğü diye adlandırı¬lan olay gide gide serbest ilişki biçiminde anlaşıl¬maya dönüşüyor.
>>Bu genellemelere insanın tabiattan uzak düş¬mesi, sınırsız tüketim hırsı, dince kutsal sayılan de¬ğerlerden arınmaya çalışırken bir yandan da ken¬dine profan muhtevalı yeni kutsallar, putlar icat et¬mesi, kitle iletişim araçlarının meydana getirdiği yüzyüze iletişimin ortadan kalkması vesair husus-ları ekleyebiliriz.
Tahmin edilebileceği gibi, Batı medeniyetinin içi¬ne düştüğü bu hastalıklı halden kurtulması aynı me¬deniyetin yörüngesine bağlı kalarak mümkün olma¬yacaktır. Çünkü durum bir fasit daire haline dönüş¬müştür. Jackie Masun'ın çarpıcı bir ifade ile belirt¬tiği üzere Batılı insan için, artık sağlıklı kalma diye bir mesele kalmamıştır; mesele, beğendiğin has¬talığı bulmaktadır.
Makale 1513 kez görüntülendi.
Sayfa: [1]
|